13° Açık

Yaratılış ve Big Bang Teorisi

Kültür & Sanat - Nisan 15, 2013 5:58 am A A

Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla

                ‘’ Andolsun,gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde   ( altı evrede )  yarattık.Bize bir yorgunluk da dokunmadı.’’ ( Kaf  38 )      

       ‘’  O, gökleri ve yeri yaratandır ‘’  ( Şura  11 )  

               Yazılarıma  bilim dünyasında olduğu kadar inanç dünyamızda da önemli etkiler yapan Big  Bang teorisiyle  başlıyorum.

                 Big Bang  ( Büyük Patlama ) teosisine göre evren yokluktan,sıfır hacimden bir patlamayla var olmuş ve sürekli genişleyerek bu günkü durumuna gelmiştir.Yüzyıllar boyunca evrenin nasıl ortaya çıktığı konusunda kafa yoran bilim insanları son asırda yaptıkları  çalışmalarla insanlığı bu konuda aydınlatmışlardır. Yapılan çalışmaların sonunda evrenin altı evrede  yoktan var edildiği ve genişlemeyi sürdürdüğü anlaşılmaktadır.Big bang aynı zamanda zamanın da başlangıcıdır.

             Big bang teorisinin bir çok delili vardır. Bunlardan birisi evrenin sürekli genişlemesidir.1929 yılında ABD de Edwin Hubble adındaki bilim insanı teleskopla yıldızları incelerken yıldızların birbirilerinden ve  bizden uzaklaşmakta olduğu sonucuna vardı.Bu  evrenin sürekli genişlemekte olduğu anlamına geliyordu.Bu genişleme bu günde devam etmektedir.

             İkinci delil yaratılış anından kalan enerjinin şu anda tüm  evreni kaplamasıdır.1965 yılında yine ABD’de  Dr. Arno Penzias  ve Dr. Robert Wilson kozmik mikrodalga fon ışınımı denen ve patlama anında kainatın ilk oluşumunda açığa çıkan enerjinin arta kalanını buldular. Bu da ikinci delildir.

       Evrendeki Hidrojen ve döteryum miktarları üçüncü delildir.Bu elementler patlama anında ortaya çıkmıştır.

   

            Bilim dünyasında çok büyük etkiler yapan Big bang teorisi     inançları gereği evrenin Allah tarafından yoktan var edildiğine inanan bilim adamlarının düşüncelerini destekleyerek onları haklı çıkarmıştır. Aslında Müslümanlar için özellikle son yetmiş seksen yıldaki bu bilimsel gelişmeler sadece bilinen ve inanılan  düşüncelerin bilimsel ispatı olmuştur.Şöyle ki bu teorilerden öncede  Müslümanlar,Allah ‘ın  yeryüzüne insanlara doğru yolu anlatmak  için gönderdiği peygamberlerine iman ederek kainattaki hiçbir şeyin kendiliğinden ve tesadüfen  oluşamayacağını, insanların bu dünyada başı boş bırakılmadıklarını,bu dünyanın gelip geçici olduğunu ve  öldükten sonra da  ahiret hayatının var olduğunu biliyor ve inanıyorlardı.Tabi ki ahrette de bu dünyada yaptıklarından hesaba çekileceklerini…. Bunlara inanmak için illaki bilimsel kanıtlara gerek yoktur. Çünkü Hz. Adem’den  bu yana gelen tüm insanlar  bu bilimsel gelişmelerden haberdar değildi. Nasıl bir dünya da yaşadıklarını dahi bilmiyorlardı.Hz. İbrahim Nemrut’u doğru yola çağırırken,Hz. Nuh kavmini tufandan korurken,Hz. Musa İsrailoğulları’nı  firavunun zulmünden korurken ve alemlere rahmet olarak gönderilen,son peygamber,iki cihan serveri  Hz. Muhammet (s.a.v ) ortaçağın karanlıklarını aydınlatırken ne teknoloji vardı nede bilimsel çalışmalar…

  Peygamberlerin çağrısına uyup yüce Allah’ın emir ve yasaklarına uyan ümmetleri, doğruyu bulmak için  bu gün bilimsel olarak test ve ispat edilmiş  hiçbir gerçeğe  ihtiyaç duymamışlardır.Onlar peygamberleri gördüler ve iman ettiler. Duyduk ve itaat ettik dediler…

     Bir çok dönemde insanlar  Allah’tan başka  güneşe,ateşe ve  kendi elleriyle yaptıkları putlara taparlarken, peygamberlerin  getirdiği öğretiye uyanlar  görmedikleri ancak varlığını idrak edebildikleri  bir Allah’a iman ettiler.

     ‘’ O ( takva sahibi ) kimseler ki gabya ( Allah’a,meleklere, ahrete,Allah’ın takdirine ) inanırlar,namazı dosdoğru/gereğine uygun kılarlar ve kendilerine  rızık olarak verdiğimiz şeylerden  de  ( gereken yerlere Allah için ) verirler.   ( Gayb: Bizim  için dünyada  akıl, ilim ve duyularla idrak edilemeyip,ancak  vahiy yoluyla bilinen varlık ve hadiselerdir. Gayba iman insanlığın fıtri bir parçasıdır. )

             Bu gün elde edilen tüm bilimsel çalışma sonuçları evrenin yoktan var edildiğini ve bir başlangıcının olduğunu  ispat etmiştir.Akıl sahipleri de bunun kendiliğinden olamayacağını  ve kusursuz bir güç tarafından yaratıldığımızı idrak etmişlerdir.

          Yaratılışın bilimsel  bir sebebe bağlanması gibi Kuran-ı Kerim’de bir çok yerde bahsedilen  kıyametin  de bilimsel olarak açıklanabilen sebeplerle olacağı kanaatindeyim. İnsanların,hayvanların, bitkilerin hatta yıldızların ölümleri bile nasıl  insanların anlayabileceği, bilimsel olarak  tanımlanabilen bir sebeple oluyorsa kainatın yok olması  anlamına da gelen kıyamet gününün bilimsel bir izahı mutlaka olacaktır.Bu konuya da  kafa yoran  bilim adamları ortaya attıkları iki evren modeliyle  evrenin bundan sonraki durumunun ne olacağını anlamaya çalışmışlardır.

            Yaratılış   ve ona karşı  çıkanlar  yıllarca müthiş bir mücadele içine girmişlerdir.Yaratılışı savunanlar evrenin mutlak bir güç tarafından yoktan var edildiğini  savunurlarken, diğerleri kainatın tesadüfen  oluştuğunu  ileri sürmüşlerdir. İnsanın atalarının bir maymun türü olduğu  ve bu türün evrimleşerek bu günkü insan haline geldiğini  iddaa  eden evrim teorisi esasen   hiçbir bilimsel delile dayandırılamayan ve ideolojik olmaktan öteye gidemeyen bir teoridir. Bilimsel gelişmeler devam edip  yaratılış lehine ilerlerken   yaratılışı   inkar edenler boş durmamışlar  kendi savundukları düşünceyi ispat etmek  ve kamuoyunu  yönlendirmek için  gayret etmişler  hatta yalan  söylemeyi ve sahte deliller sunmayı bile ihmal etmemişlerdir.  Hatta bir defasında  binlerce yıllık bir fosil  diye tanıttıkları kalıntının, kendileri tarafından kalıntı süsü verilmeye çalışılmış bir nesne olduğu ortaya çıkmıştır.  İnkarcılar  aynı zamanda zamanın bir başlangıcının olmadığını, kainattaki her şeyin sürekli  var olageldiğini savunurlar. Çevremizde gördüğümüz   her şeyin de tesadüfen oluştuğu fikri  onların en  önemli  ilkelerindendir.Ancak nasıl olup ta  cansız ve şuursuz atomların çeşitli şekillerde  bir araya gelip  değişik maddeleri bir araya getirdiğini açıklayamazlar.

                Kainattaki hiçbir şeyin tesadüf eseri olamayacağını anlatmak için inançlı bir grup  öğrencinin  yaratılışa inanmayan öğretmenlerine verdikleri ders  çok anlamlıdır. Derste öğretmenleri ile hararetli  bir şekilde yaratılışı ve  evrimi tartışan öğrenciler, aynı öğretmenin bir daha ki dersinden önce tahtaya bir eşek resmi  çizip  altına da öğretmenin adını yazarlar. Sınıfa giren öğretmen  resmi görünce adeta çıldırır. Bunu kim yaptı diye sorar. Öğrenciler bilmediklerini söylerler. Öğretmen  bu kendi kendine mi oldu mutlaka içinizden birisi yaptı diyerek resmi çizeni söylemelerini ister. Öğrencilerse kendi kendine olmuştur derler. Öğretmen iyice hiddetlenir. Bunun üzerine öğrencileri kainatın tesadüfen kendi kendine oluştuğuna inanıyorsunuz da bu resmin kendi kendine yapıldığına neden inanmıyorsunuz diyerek öğretmene güzel bir ders verirler. Elbette öğretmen söyleyecek bir şey bulamaz.

              Big bang teorisinin önemli sonuçlarından birisi din-bilim  ilişkisinin  bir düzene sokulması olmuştur. Yakın bir zamana kadar  çoğunlukla  bilim ve dinin asla bağdaşmadığı   ve    ayrı  ayrı değerlendirilmesi gerektiği   düşünülen  bilim dünyasında, bilimsel gelişmelerin dini metinlerle aynı sonuçları   vermesi   üzerine    inançlı  bilim adamlarının düşünceleri doğrulanmış oldu.    

               Örneğin    Newton İngiltere de yaşamış hristiyan bir bilim  adamıydı.Kainatın Allah tarafından yaratıldığına inanıyordu.Ancak tıpkı kurmalı bir araba gibi yaratılıştan sonra kainatın başıboş bırakıldığını düşünüyordu.Yani, hayatın sonraki dönemlerine yaratıcının karışmadığına inanıyordu. Bilim dünyası  yıllarca bu düşünceye bağlı kaldı.Newton ve Galileo gibi bilim adamlarını bu tarz düşündüren sebep, bu gün bile etkisini sürdüren tahrif edilmiş hristiyanlık anlayışıdır.Hristiyan dünyası seküler ( dini dışlayan ) bir anlayışla dinin  hayatlarına müdahale etmesini istemezler.İslam  dünyası ise bozulmadan bu güne kadar gelmiş sapasağlam bir din anlayışına sahip olduklarından, alimler hayatı,bilimi, sanatı asla dinden ayrı düşünmediler.Çünkü materyalistlerin  maddeye, doğaya, yada bilime atfettikleri  tüm tabiat olayları, aslında Allah tarafından yaratılmış, kararlaştırılmış, hükmedilmiş ve düzenlenmiş birer olaydır.Yani tüm fizik kanunları Allah’ın birer ayetidir.Bilimsel gelişmeler, sadece Rabbimizin mükemmel bir şekilde yarattığı  ve insanın hizmetine sunduğu kainatı anlamamızı sağlıyor.  Bediuzzaman Said Nursi  kendisini ziyarete gelen lise talebelerine  ‘’ Sizin okuduğunuz  fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla ( kendine has lisanıyla ) mütemadiyen  Allah ‘tan bahsedip Halıkı tanıttırıyorlar.’’  diyerek fen bilimlerinin aslen yaratıcıyı tanıtan ilimler olduğunu ifade etmiştir.

             Bilim adamları   sadece var olan kanunları  ve düzeni algılayıp formülüze ederler. Yoksa örneğin Newton bulmadan önce de kütle çekimi vardı.Arşimet’ten öncede suyun kaldırma kuvveti vardı. Yıllarca objektif olma adına din ve bilim ayrı ayrı düşünüldü.Ya da  bilimi kendi ideolojileri  için kullanan materyalistlerin hakim olduğu bu alanda, öyle düşünülmesi istendi. Kuantum fiziğinin  gelişmesiyle, Big bang teorisinin bulunmasıyla bu anlayış değişti. Tabiki yakın tarihteki bu bilimsel çalışmaları yapanlar Avrupalı hristiyan  bilim adamlarıdır. Einştein, Heizenberg,  Shrödinger, Hubble gibi bilim adamlarının geliştirdiği teoriler ve yaptıkları bilimsel çalışmalar  ilginçtir ki Kuran da 1400 yıl önce bildirilen  hükümleri doğrulamaktadır. Böylece bilimin temelini atan Müslüman bilim adamlarından sonra , bilimsel çalışmalarda  geri kalan  İslam dünyasında, asrımızda yaşayan ve  bilim ve dini birbirinden ayrı görmeyen  alimlerin fikirleri bilimsel anlamda da doğrulanmış oldu.          

                                                                               

fizik  öğretmeni                                                                                                                                                                                                                                      

Bu haber 1720 kez okundu.
Kültür & Sanat - 5:58 am A A
BENZER HABERLER