21° Parçalı az bulutlu

Sinemada simgeler ve sembollere dikkat

“Batılı dünya tabiat, insan, ekonomi ve tarih ile ilişkisini yeniden kurgularken merkeze aldığı değer, daha çok kazanmak, daha çok zengin olmak, dünyaya ve tabiata dolayısıyla da diğer insanlara, toplumlara ve kültürlere daha çok hükmetmek oldu. Bunun için de alabildiğince sömürü, alabildiğince haksızlık ve zulüm üzerine kurulu bir dünya inşa etti.”
Kültür & Sanat - Kasım 19, 2012 12:20 pm A A

Avrupa’da başlayan modern hayat insanlığın serüvenine her yönüyle farklı bir boyut getirdi. Bu yeni boyutlar içinde belki de bizi en çok etkileyen ve köklerimizde kopartan ama nerede ise kimsenin çok da üzerinde durmadığı şey, İslâmi (ezanî) saatin değişmesi oldu. Ezanî saatin yerine yavaş yavaş alafranga saat sisteminin kullanılmaya başlamasıyla, kimseler fark etmeden bize özgü hayatın dilimlenmesi kaybolup gitti. Dolayısıyla da günlük hayatımız yabancısı olduğumuz bir medeniyetin saat dilimine uyar hale geldi.

Bu durum aslında kendi medeniyet ve zihniyet dünyamızdan, İslâmî hayat dairesinden ne kadar uzaklaştığımızın bir göstergesidir. Batılı dünya tabiat, insan, ekonomi ve tarih ile ilişkisini yeniden kurgularken merkeze aldığı değer, daha çok kazanmak, daha çok zengin olmak, dünyaya ve tabiata dolayısıyla da diğer insanlara, toplumlara ve kültürlere daha çok hükmetmek oldu. Bunun için de alabildiğince sömürü, alabildiğince haksızlık ve zulüm üzerine kurulu bir dünya inşa ettiler. Öyle ki, bu gayri insani düzen, kısa bir süre sonra kitlesel ölümlere, toplumsal başkaldırılara, derin ve sonsuz ahlâki çöküntülere sebep olduğunda, bu hastalıklardan bir nebze de olsun kurtulmanın yollarını aramaya başladılar.

Başta işçi hakları, sigorta, hafta sonu tatili, ek mesai, iş arası, yaz tatili gibi uygulamalar belirli bir süreç dâhilinde bu mantığın ve uygulamanın bir sonucu olarak ortaya çıktı.

PROPAGANDA VE TİCARET VASITASI

Daha çok insanı bir yandan eğlendirir, dinlendirir ve zamanını boşça harcatırken, diğer taraftan da tüketici olmasını kolaylaştırıcı bir içerikle insanların karşısına geçti. Bir taraftan nasıl daha çok zaman ve para harcayabileceğini ona öğretirken, aslında bu araçların sahiplerine nasıl daha iyi kul ve köle olacağını da ustaca talim ettiriyordu.

Bu bakımdan gerek sinema ve televizyon gerekse diğer pek çok dinlenme ve eğlenme aracı bir enformasyon ve dinlenme aygıtından çok propaganda ve ticaret vasıtası olarak kabul edildi. Böylece vurguncu sektörün el aletlerinden biri haline geldi. Bundan dolayı da gerek büyük şirketler, gerekse devletler ve siyasî organizasyonlar bu araçlara inanılmaz ölçüde değer verdiler ve korunması ve kendi amaçları uğruna kullanılması için ileri düzeyde gayret sarf ettiler.

DEĞİŞEN ŞARTLAR, SİMGELER VE SEMBOLLER

Sinema ve televizyon insanı ve toplumları dört bir yandan kuşatmak için sadece alternatif program üretmekle kalmadı. Yarışmalar düzenleyerek talihliler belirledi, dinî tören ve gösteriler yaparak insanların kendileri eşliğinde dua etmelerini ve rahatlamalarını da sağlamaya çalışarak, insanı etkileyen ve biçimlendiren diğer bütün sosyal kurumların yetki ve sorumluluklarını eline almaya gayret etti. Bu süreçte sinema ve televizyon filmler, diziler ve tarih programları ile de hem bir zihniyet dünyası inşa etmeye çalıştı ve de asli vazifesini (propaganda ve ticarî etki) ifada tereddüt göstermedi.

Özellikle filmler ve diziler sinema izleyicileri ve televizyon seyircileri açısından sanılandan çok daha önemli ve dikkate değer araçlardır. Elbette filmler ve videolar içerisinde günlük hayatı kolaylaştıran, bilinç ve bilgi oluşmasına olumlu katkı veren eserler de az değildir. Ancak ekseriyet itibariyle, belli bir konu ve tema etrafında yoğunlaşan ve büyük kitlelere hitap eden programların hemen her bakımdan son derece dikkatle incelenmesi ve izlenmesi gerekir.

BİR FİLM YA DA DİZİ SADECE SENARYODAN İBARET DEĞİLDİR

Bir sinema filminin ya da televizyon dizisinin sadece olay örgüsünden ibaret olduğunu düşünmek ve varsaymak büyük bir gaflet olur. Her şeyden önce bir film, yönetmenin hayat görüşü ve idealleriyle biçimlenmiş ve şekillenmiştir; bu sebeple de yönetmenin dünyaya bakışını yansıtır. Bir yönetmenin kimliğini, kişiliğini, ideallerini ve amaçlarını tanımadan filmi tanımak ve anlamak zordur. Yönetmenler, filmlerinin amaca hizmet etmesini sağlamak için ayrıntılara son derece dikkat ederler ve film karakterlerine önemli semboller ve simgeler yüklerler.

Örneğin bir film kahramanının taktığı yüzük, kolye, küpe, elbisesi üzerindeki desen, elbise rengi, elbise uzunluğu, saç sakal biçimi, tıraş özellikleri, makyaj ve diğer aksesuarlar filmin misyonu için büyük önem taşır. Oyuncuların yedikleri yemek, oturma biçimleri, konuşma tarzları, bakışları, gülmeleri yüz ifadeleri, her bakımdan bir anlam taşır. Bu ayrıntılar bazen izlenen filmin temel amaçlarına o kadar hizmet eder ki, bunlara dikkat edilmeden çekilen ve izletilen filmlerin diğerlerine göre amaca hizmet etmeleri hayli düşüktür. İzleyen için de gerçekliğin anlaşılmadığı anlamına gelir.

FİLMLERDE SEMBOLLERE DİKKAT

Unutmamak gerekir ki, film ve televizyon sahnesi sadece bir görüntüden ibaret değildir. Saniyenin çok daha az bir zamanında gösterilen kareler içinde sayılamayacak kadar çok sembol, simge ve etkileme aracı gizlenmiş olabilir. Öyle ki, son zamanlarda subliminal mesaj denilen çok daha ustalıklı ve profesyonel etkileme biçimleri tartışılır hale gelmiştir. Bu tür yeni icatlar sayesinde izleyiciler adeta mesaj verenin istediklerini yapmak doğrultusunda uyuşturtulmakta ve tam bir köle haline getirilmektedir.

Sinema ve televizyon filmlerinde dikkat edilecek unsurlar simge ve semboller gibi ayrıntılardır. Bunun için özellikle yetişkin bireyler çok dikkatli olmalı ve çocuklarını mümkün olduğunca olumsuz etkilenmelerden korumak için önlemler almalıdır.

Ama öncelikle yetişkinler bunun farkında olmalıdır. Sinemanın yeni nesiller üzerinde ne denli etkili ve tehlikeli olabileceğini daha 1940’lı yıllarda gören ve toplumu şiddetle uyaran mesul bir hekim Osman Şevki Uludağ “Çocuklar, Gençler ve Filmler” adında bir kitap yazmıştır. Aslında yazarın bu küçük kitabında dikkat çektiği ve toplumu uyardığı pek çok mevzu zaman içinde tecelli etmiştir. Ancak yetkili kişilerin, anne babaların gerekli önlemleri almaması sonucunda bu günlere kadar gelinmiştir.

Avrupa’da başlayan modern hayat insanlığın serüvenine her yönüyle farklı bir boyut getirdi. Bu yeni boyutlar içinde belki de bizi en çok etkileyen ve köklerimizde kopartan ama nerede ise kimsenin çok da üzerinde durmadığı şey, İslâmi (ezanî) saatin değişmesi oldu. Ezanî saatin yerine yavaş yavaş alafranga saat sisteminin kullanılmaya başlamasıyla, kimseler fark etmeden bize özgü hayatın dilimlenmesi kaybolup gitti. Dolayısıyla da günlük hayatımız yabancısı olduğumuz bir medeniyetin saat dilimine uyar hale geldi.

Bu durum aslında kendi medeniyet ve zihniyet dünyamızdan, İslâmî hayat dairesinden ne kadar uzaklaştığımızın bir göstergesidir. Batılı dünya tabiat, insan, ekonomi ve tarih ile ilişkisini yeniden kurgularken merkeze aldığı değer, daha çok kazanmak, daha çok zengin olmak, dünyaya ve tabiata dolayısıyla da diğer insanlara, toplumlara ve kültürlere daha çok hükmetmek oldu. Bunun için de alabildiğince sömürü, alabildiğince haksızlık ve zulüm üzerine kurulu bir dünya inşa ettiler. Öyle ki, bu gayri insani düzen, kısa bir süre sonra kitlesel ölümlere, toplumsal başkaldırılara, derin ve sonsuz ahlâki çöküntülere sebep olduğunda, bu hastalıklardan bir nebze de olsun kurtulmanın yollarını aramaya başladılar.

Başta işçi hakları, sigorta, hafta sonu tatili, ek mesai, iş arası, yaz tatili gibi uygulamalar belirli bir süreç dâhilinde bu mantığın ve uygulamanın bir sonucu olarak ortaya çıktı.

PROPAGANDA VE TİCARET VASITASI

Daha çok insanı bir yandan eğlendirir, dinlendirir ve zamanını boşça harcatırken, diğer taraftan da tüketici olmasını kolaylaştırıcı bir içerikle insanların karşısına geçti. Bir taraftan nasıl daha çok zaman ve para harcayabileceğini ona öğretirken, aslında bu araçların sahiplerine nasıl daha iyi kul ve köle olacağını da ustaca talim ettiriyordu.

Bu bakımdan gerek sinema ve televizyon gerekse diğer pek çok dinlenme ve eğlenme aracı bir enformasyon ve dinlenme aygıtından çok propaganda ve ticaret vasıtası olarak kabul edildi. Böylece vurguncu sektörün el aletlerinden biri haline geldi. Bundan dolayı da gerek büyük şirketler, gerekse devletler ve siyasî organizasyonlar bu araçlara inanılmaz ölçüde değer verdiler ve korunması ve kendi amaçları uğruna kullanılması için ileri düzeyde gayret sarf ettiler.

DEĞİŞEN ŞARTLAR, SİMGELER VE SEMBOLLER

Sinema ve televizyon insanı ve toplumları dört bir yandan kuşatmak için sadece alternatif program üretmekle kalmadı. Yarışmalar düzenleyerek talihliler belirledi, dinî tören ve gösteriler yaparak insanların kendileri eşliğinde dua etmelerini ve rahatlamalarını da sağlamaya çalışarak, insanı etkileyen ve biçimlendiren diğer bütün sosyal kurumların yetki ve sorumluluklarını eline almaya gayret etti. Bu süreçte sinema ve televizyon filmler, diziler ve tarih programları ile de hem bir zihniyet dünyası inşa etmeye çalıştı ve de asli vazifesini (propaganda ve ticarî etki) ifada tereddüt göstermedi.

Özellikle filmler ve diziler sinema izleyicileri ve televizyon seyircileri açısından sanılandan çok daha önemli ve dikkate değer araçlardır. Elbette filmler ve videolar içerisinde günlük hayatı kolaylaştıran, bilinç ve bilgi oluşmasına olumlu katkı veren eserler de az değildir. Ancak ekseriyet itibariyle, belli bir konu ve tema etrafında yoğunlaşan ve büyük kitlelere hitap eden programların hemen her bakımdan son derece dikkatle incelenmesi ve izlenmesi gerekir.

BİR FİLM YA DA DİZİ SADECE SENARYODAN İBARET DEĞİLDİR

Bir sinema filminin ya da televizyon dizisinin sadece olay örgüsünden ibaret olduğunu düşünmek ve varsaymak büyük bir gaflet olur. Her şeyden önce bir film, yönetmenin hayat görüşü ve idealleriyle biçimlenmiş ve şekillenmiştir; bu sebeple de yönetmenin dünyaya bakışını yansıtır. Bir yönetmenin kimliğini, kişiliğini, ideallerini ve amaçlarını tanımadan filmi tanımak ve anlamak zordur. Yönetmenler, filmlerinin amaca hizmet etmesini sağlamak için ayrıntılara son derece dikkat ederler ve film karakterlerine önemli semboller ve simgeler yüklerler.

Örneğin bir film kahramanının taktığı yüzük, kolye, küpe, elbisesi üzerindeki desen, elbise rengi, elbise uzunluğu, saç sakal biçimi, tıraş özellikleri, makyaj ve diğer aksesuarlar filmin misyonu için büyük önem taşır. Oyuncuların yedikleri yemek, oturma biçimleri, konuşma tarzları, bakışları, gülmeleri yüz ifadeleri, her bakımdan bir anlam taşır. Bu ayrıntılar bazen izlenen filmin temel amaçlarına o kadar hizmet eder ki, bunlara dikkat edilmeden çekilen ve izletilen filmlerin diğerlerine göre amaca hizmet etmeleri hayli düşüktür. İzleyen için de gerçekliğin anlaşılmadığı anlamına gelir.

FİLMLERDE SEMBOLLERE DİKKAT

Unutmamak gerekir ki, film ve televizyon sahnesi sadece bir görüntüden ibaret değildir. Saniyenin çok daha az bir zamanında gösterilen kareler içinde sayılamayacak kadar çok sembol, simge ve etkileme aracı gizlenmiş olabilir. Öyle ki, son zamanlarda subliminal mesaj denilen çok daha ustalıklı ve profesyonel etkileme biçimleri tartışılır hale gelmiştir. Bu tür yeni icatlar sayesinde izleyiciler adeta mesaj verenin istediklerini yapmak doğrultusunda uyuşturtulmakta ve tam bir köle haline getirilmektedir.

Sinema ve televizyon filmlerinde dikkat edilecek unsurlar simge ve semboller gibi ayrıntılardır. Bunun için özellikle yetişkin bireyler çok dikkatli olmalı ve çocuklarını mümkün olduğunca olumsuz etkilenmelerden korumak için önlemler almalıdır.

Ama öncelikle yetişkinler bunun farkında olmalıdır. Sinemanın yeni nesiller üzerinde ne denli etkili ve tehlikeli olabileceğini daha 1940’lı yıllarda gören ve toplumu şiddetle uyaran mesul bir hekim Osman Şevki Uludağ “Çocuklar, Gençler ve Filmler” adında bir kitap yazmıştır. Aslında yazarın bu küçük kitabında dikkat çektiği ve toplumu uyardığı pek çok mevzu zaman içinde tecelli etmiştir. Ancak yetkili kişilerin, anne babaların gerekli önlemleri almaması sonucunda bu günlere kadar gelinmiştir.

Bu haber 1267 kez okundu.
Kültür & Sanat - 12:20 pm A A
BENZER HABERLER