21° Parçalı az bulutlu

Müjde! Fetih nesli geliyor

Ülke Gündemi - Mayıs 30, 2013 10:17 am A A

                 Fethin 560. yılı İzmit İsmet Paşa Stadı’nda büyük bir coşku ve heyecanla yeniden yaşandı.

Millî gençlik kararlı… Zincirler kırılacak…

Anadolu Gençlik Derneği (AGD) tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen İstanbul’un Fethi kutlamaları bu yıl Kocaeli’nde (İzmit) gerçekleştirildi. Fetih kutlamalarına Türkiye’den ve yurt dışından binlerce kişi katıldı. Fethin 560. yılında Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasının öneminin vurgulandığı şölende, sık sık ‘Zincirler Kırılsın Ayasofya Açılsın’ ‘Milli Gençlik kararlı zincirleri kıracak’, ‘Mücahit Erbakan’ sloganları atıldı.

Asiltürk, Kamalak, Turhan Ve Salah Birlikte Stada Girdi

KUR’AN-I Kerim tilavetiyle başlayan programda çeşitli spor gösterilerinin yanı sıra mehteran takımı da bir gösteri düzenledi. Dünyaca ünlü hafızlardan A. Ebul Kasimi ve Abdurrahman Sadien, Kur’an-ı Kerim okudu. Öte yandan Grup Yürüyüş, Grup Genç ve sanatçı Ammar Acarlıoğlu da ezgi ve ilahiler seslendirdi. Türkiye’nin 81 ilinden AGD teşkilatı mensubu gençlerde bulundukları şehirleri açtıkları pankartlarla temsil etti. AGD’li gençler daha sonra da stadyum içerisinde kortej yürüyüşü yaptı. Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk, Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, AGD Genel Başkanı Salih Turhan, Kudüs Muhafızı Raid Salah birlikte stada girerek katılımcıları selamladı. Asiltürk, Kamalak, Salah ve Turhan’ın stada girişiyle çoşku iyice arttı.

Yurt içi ve yurt dışından yoğun katılım

Şölene Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kamalak, Saadet Partisi YİK Başkanı Oğuzhan Asiltürk, AGD Genel Başkanı Salih Turhan, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcıları Birol Aydın, Latif Öztek, Temel Karamollaoğlu, İlyas Tongüç, Genel Başkan Danışmanı Fatih Erbakan, GİK Üyesi Fetullah Erbaş, Millî Gazete Genel Yayın Yönetmeni Mustafa Kurdaş, Din-Bir-Der Genel Başkanı Abdullah Arslan, Cansuyu Genel Başkanı Mustafa Köylü, ÖĞDER Genel Başkanı İsmail Hakkı Akkiraz, Evrensel Hafızlar Derneği Başkanı Adülkadir Sağlam, Saadet Partisi Hanım Kolları Başkanı Ebru Asiltürk, Saadet Partisi Gençlik Kolları Başkanı Fatih Aydın, Kudüs Muhafızı Şeyh Raid Salah ve çeşitli siyasal partilerden temsicliler çok sayıda sivil toplum kuruluşu yöneticisiyle birlikte yurt dışından alimler katıldı.

Ayasofya için, mazlum İslam coğrafyası için, yeni fetihler için

İstanbul’un Fethi’nin 560. yıldönümü kutlamalarına bu yıl Ayasofya’nın mazlum ve boynu bükük durumu damgasını vurdu. Ayasofya’nın yeniden cami olarak ibadete açılması için günler öncesinden imza kampanyası başlatan Anadolu Gençlik Derneği kısa bir süre içinde 10 milyon imza topladı. Fethin 560. yılında Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasının öneminin vurgulandığı şölende, sık sık “Zincirler kırılsın, Ayasofya açılsın sloganı atıldı.” Toplanan imzaların Ayasofya’nın cami olarak ibadete açılması için yetkililere gönderileceği ifade edildi.

Kıyama durduk

Saadet Partisi’nin “il Başkanları Toplantısı”nın aynı gün Kocaeli kent merkezinde düzenlenmesi partinin neredeyse tüm teşkilatlarının fetih şölenine katılmasını sağladı. Öte yandan Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından İstanbul’da düzenlenen ve üç gün süren “22. Uluslararası Müslüman Topluluklar Birliği Kongresi”nin yurt içi ve yurt dışından katılan tüm davetlileri de fetih şölenine katıldılar. Şölen stadyum içerisinde maket geminin mehter eşliğiyle geçişi ve İstanbul’un fethinin canlandırılmasının ardından sona erdi.

*Genel Başkanımızın Fetih Konuşması:

Euzü billahi mine’ş-şeytani’r-racîm.
Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm.

Elhamdü lillahi rabbi’l âlemin. Ve’s salatü ve’s selamü ala resulina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ecmain.
Bismi’llâhi’r-rahmâni’r-rahîm.
İzâ câe nasrullahi velfeth. Ve raeytennâse yedhulûne fî dînillâhi efvâcâ. Fesebbih bihamdi rabbike vestagfirh, Innehü kâne tevvâbâ.

Yüksek İstişare Kurulumuzun Muhterem Başkanı Oğuzhan Asiltürk Ağabeyimiz,
Saadet Partisi Genel Başkanını Muhterem Profesör Doktor Mustafa Kamalak Beyefendi,
İslam Ülkelerinden Gelen Çok değerli Misafirlerimiz,
Yüksek İstişare Kurulu Üyelerimiz,
Genel İdare Kurulu Üyelerimiz,
Başkanlık Divanı Üyelerimiz,
Bölge ve Şube Başkanlarımız,

Bu alanın içini ve dışını hem bedenleriyle hem de yürekleriyle taşracasına dolduran hanımefendi kardeşlerimiz, beyefendi kardeşlerimiz, ve elbette Milli Görüş’ün gözbebeği çok kıymetli genç kardeşlerimiz, Hepinizi Allah’ın selamı ile selamlıyorum:

Es selamu aleyküm.
Kocaeli’mize hoş geldiniz, sefalar getirdiniz.
Sözlerime öncelikle Yeni Bir Dünya’ya ve yeni fetihlere inanan bu muhteşem topluluğa bir teşekkürle başlamak istiyorum.
Kızılcahamam Hanım Komisyonları Toplantısına çağırdık geldiniz.
Kızılcahamam Lise Başkanları Toplantısına çağırdık geldiniz.
Karaman İlçe Başkanları Toplantısına çağırdık geldiniz.
Karaman Üniversite Komisyonları Toplantısına çağırdık geldiniz.
Çanakkale’de Şehitlerimizle buluşmaya çağırdık geldiniz.
Diyarbakır’ın Fethi Programına çağırdık geldiniz.
Ayasofya için ‘’İmzanla Zincirleri Kır’’ dedik, şehirleri cadde cadde, sokak sokak gezdiniz, milyonlarca imza topladınız.
Şimdi buraya, Kocaeli’mize İstanbul’un Fethi’nin 560.Yıldönümü Kutlamalarına çağırdık. Bu ülkenin dört bir yanından adeta bir seferberlik gibi çıkıp geldiniz.
Hepinize teşekkür ediyorum, Allah hepinizden razı olsun.

En sıkıntılı zamanlarda bile, en zor şartlar altında bile sizi buralara getiren yüreklerinize kazınmış zafer inancıdır.
Bu muhteşem topluluk tüm dünyaya göstermiştir ki zafer inananlarındır ve zafer yakındır.
Bu muhteşem organizasyonu tertip eden Başkanlık Divanı üyelerimize, Bölge ve Şube Başkanlarımıza, Kocaeli Şube Başkanımız Samet Gürsoy kardeşimize ve teşkilatına da ayrıca teşekkür ediyorum.
Rabbimize Hamdolsun, İstanbul’un Fethinin 560. Yıldönümünü İstanbul’a komşu ve fethin otağı şehirlerimizden biri olan Kocaeli ilimizde kutluyoruz.
Az ötemizde Eba Eyyüb el- Ensari var. Az ötemizde Rahmetli Erbakan Hocamız var. Biz burada her ikisinin de manevi huzurlarındayız.
İstanbul’un fethini anlatırken en başta Hendek Harbinden bahsetmemiz lazım.
Müşrik Mekkelilere karşı Medine’yi korumak için şehrin etrafında bir hendek kazılıyor.
Bu esnada kimsenin kaldıramayacağı büyük bir taşa rastlanıyor.
Müminler ‘’Ya Resulullah! Biz bu taşı kaldıramıyoruz.’’ diyorlar.
Bunun üzerine Efendimiz(s.a.s.) besmele çekiyor ve balyozla taşa vuruyor.
Taş parçalanıyor ve üç ayrı taş parçası üç ayrı istikamete gidiyor.
İşte o gün üç ayrı istikamete giden üç ayrı taş üç fethe işaret etmiştir.
Biri Mısır’ın fethine, biri İran’ın fethine, bir diğeri de İstanbul’un fethine.
İşte bu yüzden İstanbul’un fethini Medine’den başlatmayan her anlatım eksiktir.
Ayrıca Efendimiz (s.a.s.) ‘’İstanbul mutlaka fethedilecektir. O’nu fetheden kumandan ne güzel kumandandır. O’nu fetheden asker ne güzel askerdir.’’ buyurmuşlardır.
İşte bu yüzden İstanbul’un fethini Efendimiz(sas)’e bağlamayan her anlatım yine eksiktir.
Efendimiz(sas)’in müjdesine nail olabilmek için İstanbul 28 defa kuşatılmıştır.
Fetih 29 Mayıs 1453 tarihinde Sultan İkinci Mehmet Han’a nasip olmuştur.
Bu fethin en önemli ismi elbette Fatih Sultan Mehmet Handır.
İkinci kez tahta çıktığında henüz on dokuz yaşındadır.
Bu genç padişah yirmi bir yaşında tarihe yön veren bir fethe imza atmıştır.
Efendimiz (sas)’in ‘’İstanbul’u fetheden kumandan ne güzel kumandandır’’ övgüsüne mahzar olmuştur.
Fatih Sultan Mehmet kendi yazdığı bir şiirinde ‘’İmtisal-i cahidu fi’llah’’ oluptur niyetim / Din-i İslam’ın mücerred gayretidir gayretim’’ diyen bir padişahtır.
17 devleti, 200’den fazla şehri fethetmiştir. Bu fetihlerden biri de Trabzon’un fethi olmuştur.
Donanma deniz yoluyla Trabzon’a doğru ilerlerken Fatih Sultan Mehmet de oldukça sarp bir arazi üzerinden bazen at sırtında bazen yürüyerek Trabzon’a doğru yol almaktadır.
Bu sırada Fatih Sultan Mehmet’e bu fetihten vazgeçmesi için bir elçilik heyeti gelir.
Bu heyette Uzun Hasan’ın annesi Sare Hatun da vardır. Sare Hatun, Fatih Sultan Mehmet’e ‘’Ey oğul bunca zahmet nedendir?’’ diye sorunca, Fatih Sultan Mehmet, ‘’Ey valide, bu zahmet İslam yolunadır. Eğer bu zahmeti çekmezsek bize gazi demek yalan olur. Bugün yahut yarın huzur-u ilahiye çıkınca mahcup olurum.’’ diyen bir padişahtır.

Fatih Sultan Mehmet, sürekli Haçlıların gücünden bahsederek İstanbul’un fethi ile ilgili her girişimi yokuşa süren Çandarlı Halil Paşayı gecenin bir yarısında huzuruna çağırtmış. Çandarlı bu vakitsiz davetten tedirgin olmuş, kendine ait birçok mücevheratı yanına alıp endişe içerisinde Fatih’in huzuruna gelmiştir. Fatih, Çandarlı’ya bizim kimsenin servetinde gözümüz yok deyip O’na terden sırılsıklam olmuş yastığını göstermiştir. Sonra da ‘’ Ya ben İstanbul’u alırım, ya da İstanbul beni alır’’ diyerek fethe olan inancını ve kararlılığını ortaya koymuştur.
Fatih Sultan Mehmet gerektiğinde atını denize sürmüş, gerektiğinde atını surlara sürmüş, gerektiğinde askerin en önüne geçmiştir.

Ancak bu kararlılık kuru kuruya bir cengâverlik değildir.
Çünkü fetih sadece istemekle olmaz aynı zamanda ciddi hazırlıklar da gerektirir.
Fatih Sultan Mehmet de fetih için gerekli planları en güzel şekilde yapmıştır.
Anadolu Hisarının karşısına çok kısa zamanda Rumeli hisarını diktirmiş, donanmayı güçlendirmiş, Edirne’de devrin en güçlü toplarını döktürmüş,
Doğu’dan ve Batı’dan gelebilecek tehlikelere karşı alınan önlemler almıştır.
Bütün bunlarla yetinmemiş, gemileri karadan yürütüp Haliç’e indirmiştir.
Fatih Sultan Mehmet gemilerin karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi emrini verdiğinde bazı askerler bu emrin dedikodusunu yaparlar.

Cennetmekân Akşemseddin Hazretleri bunları duyar ve askerleri toplar.

Onlara ‘’Ey İslam Ordusunun neferleri, bize düşen başımızdaki emir sahibine itaattir. Haram olmayan her hususta itaatle mükellefiz. Başüstüne diyeceğiz, emredersiniz diyeceğiz ve verilen görevi yaparak istikamet üzere yürümeye devam edeceğiz.’’ dedi ve elhamdülillah gemiler karadan denize indirildi.

İşte bu ölçü çok kıymetli kardeşlerim.
Bir ordu kuvvetini mensuplarının itaatinden alır.
Biatı olmayan askerlerle, itaati olmayan askerlerle zafer kazanılamaz.
İstanbul’un fethinde ikinci olarak hatırlamamız gereken isim Eba Eyüp El Ensari’dir.
Emeviler döneminde 668’yılında tarihinde ilk kez İstanbul Müslümanlar tarafından kuşatılır.
Bu kuşatmada Efendimiz (sas)’in ashabından 87 yaşındaki Eba Eyüp El Ensari’de vardır.
İlerlemiş yaşına rağmen kuşatma sırasında askerin en önünde adeta gelen oklara atılarak savaşırken genç bir kumandan ‘’Kendinizi bilerek tehlikeye atmayın’’ mealindeki ayeti kerimeyi okuyarak O’nu uyardı.
Eba Eyüp El Ensari genç kumandana yaşını sordu.
Sonra da ‘’Bak evladım bu ayet indiğinde sen daha doğmamıştın. Bu ayette söylenen şudur: Ey Müslümanlar, hurmaların altını havalandıracağız, yapraklarını temizleyeceğiz diye dünyalık işlere dalıp, hakkı adaleti hâkim kılmak ve bütün herkesin saadeti için çalışmaktan geri durarak kendinizi tehlikeye atmayın. Asıl tehlike hakkı ve adaleti hâkim kılmaktan geri durmaktır.’’ dedi.

Şimdi biz Milli Görüşçüler Yeni Bir dünya’yı kurmak için bu çalışmaları yaparken bazı kardeşlerimizin çeşitli bahaneler ileri sürüp de cihattan geri kalmaları kendilerini tehlikeye atmalarıdır.
Tüm Müslümanların öncelikli vazifesi cihattır.
Kur’an-ı Kerim’de en çok emredilen farz cihattır.
Cihadı terk eden Müslümanlar, bırakın yeni fetihler kazanmayı ellerindeki toprakları bile koruyamazlar.
Cihadı terk eden Müslümanlar küfür karşında azametlerini yitirirler ve zelil bir duruma düşerler.
Efendimiz(sas)’in İstanbul’a emaneti olan Eyüp El Ensari, 87 yaşında İstanbul surlarının önünde savaşırken fetihten asırlar önce şehit düşmüş ve tüm Müslümanlara ölünceye kadar cihad etmek gerektiğini bir kez daha göstermiştir.
Rahmetli Erbakan Hocamız da ilerlemiş yaşına ve hasta haline rağmen İran’a gitmekten geri durmamış ve İslam Birliği için tüm gayretiyle mücahede etmeye devam etmiştir.
Rahmetli Erbakan Hocamız son günlerinde kaldığı hastane de yoğun bakımda iken bile hastane çalışanlarını toplayıp onlara Milli Görüş’ü anlatmış, doktorların yasaklamasına rağmen son ana kadar teşkilat görüşmelerine devam etmiştir.
Hocamızdaki bu şuur hayat iman ve cihattır şuurudur.

Biz de inanıyoruz ve buradan tüm nesillere ve çağlara sesleniyoruz:
‘’Hayat iman ve cihattır.’’
İstanbul’un fethinde üçüncü olarak hatırlamamız gereken i isim elbette Akşemseddin Hazretleridir.
Akşemseddin, Sultan İkinci Mehmet’e İstanbul’un mutlaka fethedileceği inancını aşılmıştır.
Genç bir şehzadeden büyük bir sultan çıkarmıştır.
Kuşatma süresince ve fetih esnasında siperleri, çadırları gezerek orduya maneviyat aşılamıştır.
Maneviyat bir odaya kapanıp gece gündüz tespih çekmek değil bilakis hakkı hâkim kılabilme yolunda mücahede etmek için gerekli cesarete ve inanca sahip olmaktır.

Akşemseddin Fatih’e şunu söylüyordu:
“Kur’an nizamını kurmak ve yürütmek için yapılan mücahede en büyük cihattır. Dünya sevgisine kapılıp da, can endişesine düşüp de bundan geri kalmak en büyük felakettir.’’
Dün Akşemseddin, İslam ordusunun kumandanı Fatih’e ne anlattıysa, bugün de Anadolu Gençlik gençlere onu anlatıyor.
Dün Akşemseddin Fatih Sultan Mehmet’in ordusuna, İslam ordusunun askerlerine hangi şuuru verdiyse bugün da Anadolu Gençlik genç nesillere aynı şuuru veriyor.
Bu şuur gaza şuurudur, bu şuur şehadet şuurudur.

İstanbul’un fethi denilince aklımıza gelecek bir başka isim de Ulubatlı Hasan’dır.
Ulubatlı Hasan‘’İstanbul’u fetheden asker ne güzel askerdir’’ övgüsüne mahzar olan askerlerin sembolüdür.
Hakkın hâkim kılmak için çalışan ve her türlü zorluğa göğüs geren ve bu uğurda anadan, yardan, serden geçen bir mücahittir.
Hakkın batıla galip gelmesinin işareti olan İslam Sancağını surlara dikerken 30 kadar arkadaşıyla birlikte şehitlik mertebesine ulaşmıştır.
Verilen emri yerine getirmek için yardan, anadan, serden geçen bir askerdir.
İşte budaki bu atmosfer de Anadolu Gençlik erlerinin her biri de Yeni Bir Dünya’nın kurulması için yardan, anadan, serden geçmeye hazır olduklarını tüm dünyaya göstermektedir.
Elbette İstanbul’un Fethi denildiğinde aklımıza gelecek en önemli sembol Ayasofya Camii’dir.
Ayasofya Camii İstanbul’un Fethin sembolüdür.
Ayasofya Camii İslam’ın küfre galebesinin sembolüdür.
Ayasofya Camii İslam’ın Avrupa’daki zaferinin nişanesidir.
Ayasofya Camii Mescid-i Aksa’nın teminatıdır.
Kudüs’ün, Mekke’nin, Medine’nin teminatıdır.
Ayasofya Camii üç buçuk kişinin keyfine kalmış bir yapı değil, Fatih Sultan Mehmet Han’ın tüm İslam ümmetine vakfıdır.
Kıyamet kadar cami olarak kalması vakfiyesine yazılmıştır.
Ayasofya’yı bu amacın dışında kullananlara da en ağır telin ve kınama yine bu vakfiyeye yazılmıştır.
Milletimizin Ayasofya’nın yeniden camii olmasını talep etmesinin gerekçesi Sultan Ahmet’te ya da Firuz Ağa Camiinde yer bulamayışı değil, bilakis Efendimiz(sas)’in huzurunda, şehitlerimizin huzurunda, ecdadımızın huzurunda bu lanetten ötürü yer bulamama endişesidir.
Bu topluluğun azmi ve kararlılığı gösteriyor ki Ayasofya Camii mutlaka açılacaktır.
Peki, bu yetecek midir?
Elbette hayır.
Biz Yeni Bir Dünya’ya inanıyoruz.
İkinci Yalta Konferansı yapılacak ve mutlaka Yeni Bir Dünya kurulacaktır.
Burada hep birlikte Efendimiz(sas)’in huzurunda, Eba Ensar El-Eyyubi’nin huzurunda, Fatih Sultan Mehmet Han’ın, Selahattin Eyyubi’nin huzurunda, Rahmetli Erbakan Hocamızın huzurunda, Yüksek İstişare Kurulu Başkanımızın yanında, Ayasofya Camii’nin açılması, Mescid-i Aksa’nın kurtarılması, Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşması, İslam Birliği’nin Kurulması, Yeni Bir Dünya’nın kurulması için canla başla çalışacağımıza söz veriyoruz.
Sözlerimi şairi şu mısralarıyla bitiriyorum:

Mehmed’im,sevinin ,başlar yüksekte!
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir

Bu haber 1400 kez okundu.
Ülke Gündemi - 10:17 am A A
BENZER HABERLER