Açık

Hz. Peygamber’in karakteri

Kültür & Sanat - Nisan 27, 2013 9:29 pm A A

 Hazreti Peygamber, yumuşak huylu ve tevazu sahibiydi. İnsanların kusurlarını araştırmaz, araştırılmasına da rıza göstermezdi.

İnsanların hatalarını yüzlerine vurmaz, bunun yerine halk şöyle davranıyor diye başlar ve doğru davranış modelini anlatırdı.

Hazreti Peygamber merhametli ve hoş görü sahibiydi. Uhud’da Müslümanların üzerine kılıçlar yağarken, “Ya Rabbi bu insanları affet çünkü onlar ne yaptıklarını bilmiyorlar” diye dua etmişti. Efendimiz, insanlara karşı kişisel bir öfkesi olmazdı. Onun davası İslam’dı. O yüzden kendisine en büyük düşmanlığı yapanları dahi affetmiş ve onların hidayeti için duada bulunmuştu.

Bir defasında, ashap onun vaazını dinlemekteydiler. Tam da o sırada onunla görüşmek isteyen yaşlıca bir zat kalabalığı yararak Efendimize ulaşmaya çalışıyordu. Sahabe, Efendimizin sohbeti bölünmesin diye bu yaşlı adama yol açmakta ağır davranmıştı. Bu durum Hz. Peygamberin gözünden kaçmadı ve onlara, “Küçüklerimize şefkat büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir” buyurdu.

Hazreti Peygamber son derece alçakgönüllüydü. Evine geldiğinde ayakkabılarını yamar, giysilerini tamir eder ve eşlerine yardımcı olurdu. Bir gün huzuruna titreyerek gelen bir adama şöyle demişti: ”Titreme ben kral değilim, Kureyş’ten kuru ekmek yiyen bir kadının oğluyum.”

Ashabına şu tavsiyelerde bulunurdu: “Hıristiyanların Hz. İsa’yı aşırı derecede methettikleri gibi siz de beni met etmede ileri gitmeyin. Ben Allah’ın kuluyum. Benim hakkımda, ‘Allah’ın kulu ve Resulü’ deyin.”

Hazreti Peygamber, çocuklara ve yaşlılara selam verir hâl hatır sorardı. Sahabesi ile oturup konuşur, bu konuda; hür, köle, zengin, yoksul ayırımı yapmaz ve herkesin sıkıntılarını dinlerdi. İnsanlarla karşılaştığında kendisine selam verilmesini beklemez kendisi selam verirdi. Sahabesi ile karşılaştığında musafaha yapar ve hâl hatır sorardı.

Hazreti Peygamber, halkın sorunlarını dinler ve ihtiyacı olanın ihtiyacını gidermeye çalışırdı. Hazreti Peygamberin evinde saklanmak üzere kaldırılmış bir şey olmazdı. İhtiyaç sahibi bir şey istediğinde varsa evinden verir yoksa ödünç alıp verirdi.

Hazreti Peygamber misafirlere kendisi hizmet ederdi. Habeş kralı tarafından bir heyet gönderilmişti de onlara kendisi hizmet etmişti. Bunun üzerine sahabe, “Ey Allah’ın Resulü, bırakın biz hizmet edelim” demişlerdi. Bunun üzerine Hazreti Peygamber, “Bunlar bizim ashabımıza ikram ettiler. İlk muhacirleri hoş karşıladılar. Ben onlara bunun karşılığını bizzat vermek isterim” buyurmuştu.

Hazreti Peygamber, doğru sözlü ve güvenilir biriydi. İslam’a karşı en büyük savaşı açan Mekke müşrikleri dahi onun güvenilirliğini ifade ediyorlardı. Hatta Hazreti Peygambere güvendikleri için en değerli şeylerini ona emanet ederlerdi. O da Mekke’den hicret ederken bu emanetleri sahiplerine vermek üzere Hazreti Ali’yi görevlendirmişti.

Hazreti Peygamber, insanlara değer verirdi. Komşularına yardımcı olur, hasta olduklarında ziyaretlerine gider, ihtiyaçları varsa yardımcı olurdu. İnsanlarla konuşurken yüzlerine bakar ve o kişi başını çevirmeden kendisi çevirmezdi.

Peygamberin Adaleti

Hz. Peygamber risaletle görevlendirilmeden önce, zayıf ve mazlumların haklarını korumak için oluşturulan Hılfildul anlaşmasına gönüllü olarak katılmış ve haksızlığa uğrayanın yanında olmuştur.

Numan b. Beşir isimli genç bir sahabeye babası, malının bir kısmını hibe olarak vermiş, diğer çocuklarını bu mallardan mahrum etmişti. Çocukların annesi bu duruma rıza göstermemiş ve meseleyi sormaları için onları Peygamber Efendimize göndermişti. Peygamber Efendimiz, malından diğer çocuklarına da hibe edip etmediğini sormuş, onlara vermediğini öğrenince de, “Allah’tan korkun ve çocuklarınızın arasında adaletli olun” buyurmuştu.

Medine Sözleşmesi ile birlikte, hangi inanca sahip olursa olsun bütün insanlar Efendimizin himayesine alınmış ve kendilerine zimmet ehli denilmiştir. Bu vesile ile gayri Müslimler İslam’ın hâkim olduğu bir toplumda huzur içinde yaşamışlardır.

Müslüman toplumlar fethettikleri topraklara girdiklerinde buradaki halklara zulmetmemiş aksine adil davranmış ve haklarını korumuşlardır.

Bedir Savaşı’nda, esirler arasında Hz. Peygamberin amcası Abbas da vardı. Esirler fidye karşılığı serbest bırakılmaya başlandığından Ensar’dan bazı kişiler Abbas’ın Hazreti Peygamberin amcası olduğunu öğrenince onun fidyeden affedilmesini istediler. Fakat Hz Peygamber, “Böyle bir şey olamaz, onun ödemek zorunda olduğu fidyenin bir tek dirhemi bile bağışlanamaz” buyurdular.

Huneyn Savaşı’na katılan bir sahabe anlatıyor: “Ben devemin üzerinde, Hz. Peygamberin yanında ilerliyordum. Ayağımda sert pabuç vardı. Devem Peygamberin devesini sıkıştırdığında pabucumun kenarı Resulûllah’ın baldırına dokunarak O’nu rahatsız ediyordu. Bunun üzerine Resulûllah ayağıma kamçı ile vurarak, ‘Canımı yakıyorsun, arkamdan yürü!’ dedi. Ben de O’nun yanından savuştum. Ertesi gün Resulûllah beni yanına çağırttı. Kendi kendime, ‘Beni dün ayağını incittiğim için aramıştır’ dedim. Yanına gittim. Peygamberimiz bana, ‘Sen dün benim ayağımı incitmiş, canımı yakmıştın, ben de senin ayağına kamçı ile vurmuştum. Bunun karşılığını ödemek için seni çağırdım’ dedi ve bana çeşitli hediyeler verdi.”

Bu haber 1446 kez okundu.
Kültür & Sanat - 9:29 pm A A
BENZER HABERLER