19° Kapalı

Halil İbrahim Uysal’ın Kaleminden Yazı Dizisi “Uysal’ca Köşesi”

Ilgın Gündemi - Kasım 9, 2014 11:46 pm A A

JAPON BİR ÇOCUK
japonya’da bir çocuk 10 yaşlarındayken bir trafik kazası geçirmiş ve sol kolunu kaybetmiş. oysa çocuğun büyük bir ideali varmış. büyüyünce iyi bir judo ustası olmak istiyormuş. sol kolunu kaybetmekle birlikte, bu hayali de yıkılan çocuğunun büyük bir depresyona girdiğini gören babası, japonya’nın ünlü bir judo ustasına gidip yapılacak bir şeyin olup olmadığını sormuş.
hoca: getir çocuğu,bir bakalım demiş.
ertesi gün baba-oğul varmışlar hocanın yanına. hoca çocuğu süzmüş ve: tamam demiş. yarın eşyalarını getir, çalışmalara başlıyoruz. ertesi gün çocuk geldiğinde hocası ona bir hareket göstermiş ve “bu hareketi çalış” demiş. çocuk bir hafta aynı hareketi çalışmış. sonra hocasının yanına gitmiş. bu hareketi öğrendim başka hareket göstermeyecek misiniz?” diye
sormuş.
hocanın cevabı: – çalışmaya devam et olmuş.
2 ay, 3 ay, 6 ay derken çocuk okuldaki bir yılını doldurmuş. çocuk bu bir yıl boyunca hep o aynı hareketi tekrarlamış.
hocanın yanına tekrar gitmiş: hocam bir yıldır aynı hareketi yapıyorum bana başka hareket göstermeyecek misiniz?
– sen aynı hareketi çalış oğlum. zamanı gelince yeni harekete geçeriz.
2 yıl, 3 yıl, 5 yıl derken çocuk judodaki 10. yılını doldurmuş.
bir gün hocası yanına gelip. …”hazir ol ! ” demiş.. “seni büyük turnuvaya yazdırdım. yarın maça çıkacaksın!”. delikanlı şok olmuş. hem sol kolu yok hem de judo da bildiği tek hareket var. ünlü judocuların katıldığı turnuvada hiçbir şansının olmayacağını düşünmüş; ama hocasına saygısından ses çıkarmamış. turnuvanın ilk günü delikanlı ilk müsabakasına çıkmış. rakibine bildiği tek hareketi yapmış ve kazanmış. derken.. ikinci ,üçüncü maç….çeyrek, yari final ve final…
finalde delikanlının karşısına ülkenin son on yılın yenilmeyen şampiyonu çıkmış. tam bir üstat, delikanlı dayanamayıp hocasının yanına koşmuş. “hocam hasbelkader buraya kadar geldik ama rakibime bir bakın hele. bende ise bir kol eksik ve bildiğim tek bir hareket var. bu kadar bana yeter. bari çıkıp ta rezil olmayayım izin verin turnuvadan çekileyim.”
– olmaz demiş hocası. kendine güven, çık dövüş. yenilirsen de namusunla yenil.
çaresiz çıkmış müsabakaya. maç başlamış. delikanlı yine bildiği o tek hareketi yapmış ve tak! yenmiş rakibini şampiyon olmuş. kupayı aldıktan sonra hocasının yanına koşmuş:
hocam nasıl oldu bu iş? benim bir kolum yok ve bildiğim tek bir hareket var. nasıl oldu da ben kazandım?
-bak oğlum 10 yıldır o hareketi çalışıyordun. o kadar çok çalıştın ki, artık yeryüzünde o hareketi senden daha iyi yapan hiç kimse yok bu bir,
ikincisi de o hareketin tek bir karşı hareketi vardır. onun için de rakibinin senin sol kolundan tutması gerekir.

MİSAFİR RIZKI İLE GELİR
rızkKıssadan hisse mi dersiniz, düşündüren, insanı eğiten yada dini hikaye mi dersiniz bilmem, ancak arkadaşlar bu hikaye gerçek ve çok güzel. Okumanızı Tavsiye ederim.
Misafirperver bir sahabi vardı. Hanımı ise her gün kocasının yanında birkaç misafirle gelmesine tahammül edemez ve kocasına:
-Sen her gün birkaç misafirle geliyorsun, gelen misafirler, çocuklarımızın rızıklarını yiyorlar, der.
Kocası, aldırış etmez eve gelirken her gün yanında birkaç misafir getirmekte devam eder. Kadın sahabi dayanamayıp, gider durumu Resûlullah’a::
-Ya resûlallah! Kocam her akşam eve birkaç misafir getiriyor, böylece de kocamın kazandıkları hep misafirlere gidiyor. Bir gün hastalanıverse, açlıktan ölmekten korkarım, der..
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) kadının kocasını, huzuruna çağırtır, durumu birde ondan dinler. Sahabi:
-Ben misafirsiz edemem! Soframda misafir olması, bana neş’e ve bereket veriyor, der.
Bu sefer Peygamberimiz (s.a.v.) kadına, bundan sonra fazla değil, bir misafire razı olup olmadığını sordu. Kadın buna da razı olmayarak:
-Ben çocuklarımın rızkını başkalarının yemesine rıza gösteremem, der.
Adam hiç olmazsa bir misafirde ısrar edince; kadın boşanmaktansa, bir misafire razı olur. Fakat o akşam üzeri beyinin, yine eve iki misafirle geldiğini gördü. Kadın sinirlenmişti, içi rahat değildi. Yemek hazırlamak için mutfağa girdi, üç kişilik yemek hazırlayıp tepsiyi kocasına verdi. Biraz sonra da, misafirlerden birinin çıkıp gittiğini gördü. Hazırlanan yemeklerden biri yenmemişti.
Kadın kocasına:
-Misafirin biri niçin yemek yemeden çıkıp gitti? diye sorar.
Adam, ikinci misafirin farkında değildir:
-Sen hangi misafirden bahsediyorsun. Ben bir misafirle geldim, o da içerde işte, diye cevap verdi.
Kadın çok iyi görmüştü. Misafirin birisi yemek yemeden çıkmıştı.
Bu münakaşanın içinden çıkamayacaklarını anlayan karı-koca, hemen Efendimiz Hazretlerine müracaata gittiler ve durumu anlattılar…
Onları dinleyen Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
-Evet! Eve iki misafir gelmişti. Fakat bunlardan birisi hakiki insan değil, insan sûretine giren rızıktı. Allah (c.c.) hanımını akıllandırmak için rızkı insan kılığına sokmuştu. Hanımın ise, yine misafirler için bir miktar rızkı gözden çıkarıp hazırladı, ama o rızık, eksilmedi.
Şunu iyi bilesiniz ki, her misafir kendi rızkı ile gelir. Ve kimse, kimsenin rızkını yiyemez, eksiltemez… Hatta misafir, bir evin bereketini artırır ve o evin rızkında artma olur, buyurdular. Tabiî ki kadın, bu hadiseden sonra itiraz edecek durumda değildi.
ANLAYANA?????????????????????

                                             AZRAİL NEDEN ÖLÜM MELEĞİ
azrailHepimiz biliyoruz ki, ilk insan olan Adem Aleyhisselam topraktan yaratılmıştır. Adem babamız yaratılmadan önce, Hz. Allah (c.c.) Cebrail Aleyhisselam’ı göndererek dünyadan toprak getirmesini istedi. Hz. Cebrail, Adem Aleyhisselam’ınyaratılacağı toprağı alacağı zaman toprak ona yalvardı:
– Ne olur benden alma. Çünkü benden yaratılacak olan insandan çoğalacak olanlardan bir kısmı, Allah’a isyan edip cehenneme gidecekler. Bir parçamın cehenneme gitmesini istemem. Ne olur benden bir şey alma.
Bunun üzerine Cebrail Aleyhisselam toprak almadan geri döndü.
Hz. Allah bu sefer Hz. Mikail’i gönderdi. Toprak Mikail Aleyhisselam’a da yalvardı, o da almadan geri döndü. Üçüncü olarak Allah Teala İsrafil Aleyhisselam’ı gönderdi. Toprak ona da yalvardı. O da almadan geri dönmek mecburiyetinde kaldı. Allah Teala Hazretleri son olarak Azrail Aleyhisselam’ı gönderdi. Toprak ona da yalvardıysa da, Azrail Aleyhisselam dinlemedi ve toprağı aldı ve Hazreti Adem o topraktan yaratıldı.
Allah Teala Hazretleri, Azrail Aleyhisselam’a buyurdu ki:
– Ey Azrail! Madem Adem’in yaratılcağı toprağı sen getirdin, Ademoğlunun canını alma vazifesini de sana veriyorum.
Azrail Aleyhisselam bunun üzerine,
– Ya Rabbi! İnsanların hepsi bana düşman olur. Benden nefret ederler, dedi. Hazreti Allah
buyurdu ki:
– Ey Azrail! Merak etme. Ben çeşitli hastalıklar, kazalar yaratacağım. İnsanlar o vesileyle ölecekler. Onların canlarını hep sen aldığın halde, onlar seni hiç düşünmeyecekler. Falan hastalıktan öldü, falan kazada öldü, diye konuşacaklar ve seni kimse suçlamayacak.
ANLAYANA?????????????????????

                                                                  ESAS AKIL
bir akıl hastanesini ziyareti sırasında, adamın biri sorar:
bir insanın akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl belirliyorsunuz?
doktor:
bir küveti su ile dolduruyoruz. sonra hastaya üç şey veriyoruz. bir kaşık, bir fincan ve bir kova. sonra da kişiye küveti nasıl boşaltmayı tercih ettiğini soruyoruz.
siz ne yapardınız?
adam:
anladım. normal bir insan kovayı tercih eder. çünkü kova kaşık ve fincandan büyük.
hayır, der doktor.
normal bir insan küvetin tıpasını çeker.
sadece bize sunulanlar dışında çözüm bulmaktır akıl.
——————————–ANLAYANA??????????????

                                                                    FARABİ
lafı uzatanlara ne yapmak lazım diye farabi’ye sormuşlar, şöyle demiş.
-uzun konuşanı kısa dinlemeli.
ingiltere kralı george ile görüştüğü sırada, gandi’nin üzerinde her zamanki gibi beyaz örtüsü vardır. davetten çıkınca bir gazeteci sorar.
-kıyafetiniz, bir kralla buluşmak icin yeterli miydi?
gandi, hiç aldirmadan cevap verir:
-kral, ikimize de yetecek kadar giyimliydi.
necip fazıl kısakürek vapurla karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp,
-ustad, diye sormuş. peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik.
necip fazıl, okudugu kitaptan başını kaldırmadan:
-ne diye vapura bindin ki, yüzerek karşıya geçsene.
kulaklarının büyüklüğü ile ünlü olan galile’ye hasımlarından biri,
-ustad, demiş. kulaklarıniz bir insan icin biraz büyük degil mi?
-gallie, dogru, demiş. benim kulaklarım bir insan icin biraz büyük ama, seninkiler de bir eşşek icin fazla kücük sayılmaz mı?
-incili çavuş, osmanlı elçisi olarak fransa kralına gönderildiginde, elbiselerinin bazı yerlerinde yama varmış. kral, bunlari gorunce dayanamayıp:
-bana senden başka gönderecek adam bulamadılar mı? diye sorunca,
-incili çavuş: osmanlılar, adama gore adam gönderirler, cevabını vermiş. beni de sana göndermelerinin hikmeti bu olsa gerek.
-vaktiyle fransa hükümet ricalinden biri napolyon bonapart’ı bir muharebede tenkide kalkışıp parmağını harita üzerinde gezdirerek,
-önce şurasını almalıydınız, sonra buradan geçerek ötesini zaptetmeliydiniz, gibi fikirler yürütmeye başlayınca, napolyon:
-evet demiş, onlar parmakla alınabılseydi dedigin gibi yapardım.
—————————————-ANLAYANA??????????????

Bu haber 1338 kez okundu.
Ilgın Gündemi - 11:46 pm A A
BENZER HABERLER